Yemek, bir tabak dolusu sıcacık, buhuru tüten zeytinyağlı yaprak sarmasıydı. Parlak yeşil yaprakları, içindeki pirincin mis kokusuyla dolup taşıyordu. Market’in raflarında dururken, her zaman bir macera hayal ederdi. Ama bu sabah, her şey farklıydı. Yemek, kendini aniden bir Yemek Sepeti‘nin içinde buldu. Sepet, hasırdan örülmüş, kenarları hafif yıpranmış ama sağlam bir dosttu. Yemek Sepeti, içinde taşıdığı her şeyi korumaya yeminli bir gezgin gibiydi. Market ise capcanlı bir dünyaydı; raflar, tezgâhlar, kasalar ve koşuşturan müşterilerle dolu bir kaos. Bu üçü, o gün bilmedikleri bir yolculuğa çıkmak üzereydi.
Her şey, Market’in en hareketli saatinde başladı. Raflardaki ürünler birbiriyle fısıldaşıyor, kasiyerlerin sesi yankılanıyordu. Yemek, Yemek Sepeti‘nin içinde hafifçe sallanırken, “Nereye gidiyoruz?” diye sordu. Sesinde hem merak hem de bir parça endişe vardı. Yemek Sepeti, kendinden emin bir tonda, “Bilmiyorum, ama bu sıradan bir yolculuk olmayacak,” dedi. Market’in ışıkları birden titredi, ve aniden, yer sanki hafifçe sarsıldı. Raflar sallandı, birkaç kutu yere düştü. Yemek, “Bu da neydi?” diye bağırdı. Market’in derinliklerinden gelen bir uğultı, sanki bir sır saklıyordu.
O sırada, Market’in deposundan gelen bir ışık huzmesi, Yemek Sepeti‘ni ve Yemek’i içine çekti. Bir an için her şey karardı. Yemek, yapraklarının titrediğini hissetti. Yemek Sepeti, “Sakin ol, bu sadece bir başlangıç,” diye fısıldadı. Gözlerini açtıklarında, kendilerini bambaşka bir yerde buldular. Burası, Market’in beton zemininden çok farklıydı. Etraflarında uçsuz bucaksız bir gökyüzü uzanıyordu. Bulutlar, pamuk şekeri gibi yumuşacık görünüyordu, ama bazıları karanlık ve fırtınalıydı. Yemek sepeti, havada süzülüyordu. Evet, süzülüyordu! Sanki sihirli bir halıya dönüşmüştü. Yemek, “Bu nasıl mümkün?” diye sordu, şaşkınlıktan yaprakları neredeyse açılacaktı.
Yemek Sepeti, “Sanırım Market’in sırrı bu,” dedi. “O sadece bir bina değil, bir kapı. Bizi başka dünyalara götüren bir kapı.” Market’in sesi, gökyüzünden yankılanır gibi geldi: “Doğru! Ben sadece bir alışveriş yeri değilim. Ben, maceraların başlangıç noktasıyım. Şimdi, hazırlanın, çünkü bu gökyüzü sizi sınayacak!” Yemek ve Yemek Sepeti, bu sözlerle birlikte kendilerini bir fırtınanın ortasında buldu. Rüzgâr, Yemek Sepetini sağa sola savuruyordu. Yemek, “Bizi nereye götürüyor bu rüzgâr?” diye bağırdı. Yemek Sepeti, “Bilmiyorum, ama tutun!” dedi.
Fırtına, onları bir bulut adasına fırlattı. Burası, devasa mantarların ve parlak renkli çiçeklerin büyüdüğü bir yerdi. Ama bu ada, sakin bir yer değildi. Bulutların arasında uçan, kanatları gökkuşağı gibi parlayan yaratıklar vardı. Yemek, “Bunlar ne?” diye sordu, korku ve hayranlık karışımı bir hisle. Yemek Sepeti, “Gökkuşağı Kırlangıçları! Efsaneye göre, bu kuşlar gökyüzünün hazinelerini korur. Ama hazinelerine yaklaşanları pek sevmezler.” Tam o sırada, kırlangıçlardan biri Yemek Sepetine doğru pike yaptı. Yemek, “Kaç!” diye bağırdı, ama Yemek Sepeti hızlı bir manevrayla kırlangıcı atlattı. “Merak etme, ben sağlamım!” dedi sepet, hasır iplerinin gıcırdadığını hissettirerek.
Ada, sadece kuşlarla dolu değildi. Yemek, mantarların arasında parlayan bir şey fark etti. Altın bir kaşık, bulutların arasında süzülen bir tahtın üzerinde duruyordu. “Bu ne?” diye sordu Yemek. Market’in sesi yine yankılandı: “Bu, Gökyüzü Kaşığı. Onu alırsanız, gökyüzünün tüm lezzetlerini kontrol edebilirsiniz. Ama dikkatli olun, kırlangıçlar onu koruyor.” Yemek Sepeti, “O kaşığı almalıyız!” dedi. “Ama nasıl?” Yemek, yapraklarının arasındaki pirinç tanelerini düşündü. “Belki onları kandırabiliriz,” dedi. “Ben bir yemek olarak onların dikkatini dağıtabilirim.”
Plan basitti ama riskliydi. Yemek, kendini Yemek Sepeti‘nin kenarından sarkıttı ve mis kokusunu yaymaya başladı. Zeytinyağının kokusu, kırlangıçları büyüledi. Hepsi, Yemek Sepeti‘ne doğru uçmaya başladı. Yemek Sepeti, bu fırsatı kaçırmadı. Hızla tahta doğru süzüldü ve altın kaşığı kaptı. Ama tam o sırada, kırlangıçlar durumu fark etti. Öfkeli çığlıklarla Yemek Sepetine saldırdılar. Yemek Sepeti, “Tutun, bu sert bir kaçış olacak!” diye bağırdı. Bulutların arasında zikzaklar çizerek uçuyor, kırlangıçların pençelerinden kaçıyordu. Yemek, “Bu kaşık buna değer mi?” diye sordu, rüzgâr yapraklarını savururken.
Sonunda, Yemek Sepeti fırtınanın içine dalarak kırlangıçları atlattı. Ama fırtına, onları başka bir yere savurdu. Bu kez, bir gökyüzü şelalesinin önünde buldular kendilerini. Şelale, su yerine parıltılı bir sıvı akıtıyordu. Market’in sesi, “Bu, Lezzet Şelalesi,” dedi. “Kaşığı bu şelaleye batırırsanız, gökyüzünün tüm yemeklerini çağırabilirsiniz. Ama önce, şelalenin koruyucusunu geçmelisiniz.” Şelalenin dibinde, dev bir bulut yengeci belirdi. Kabuğu, gök gürültüsü gibi parlıyordu. Yemek, “Bu da ne?” diye bağırdı. Yemek Sepeti, “Sanırım işimiz zorlaştı,” dedi.
Bulut yengeci, devasa kıskaçlarını sallayarak Yemek Sepeti‘ne doğru geldi. Yemek Sepeti, hızlı manevralarla kaçmaya çalıştı, ama yengecin kıskaçları havayı yardı. Yemek, “Kaşığı kullan!” diye önerdi. Yemek Sepeti, kaşığı havaya kaldırdı ve şelaleye doğru tuttu. Aniden, şelaleden bir ışık fışkırdı. Işık, yengeci sersemletti. Yemek Sepeti, bu fırsatı kullanarak şelaleye daldı ve kaşığı suya batırdı. O anda, gökyüzü titreşti. Bulutlar açıldı ve her yerden yemekler yağmaya başladı. Makarnalar, pizzalar, kekler, çorbalar… Hepsi gökyüzünden süzülerek yere iniyordu.
Yemek, “Bu inanılmaz!” diye bağırdı. Ama sevinçleri kısa sürdü. Yengeç, kendine geldi ve öfkeli bir kükremeyle Yemek Sepeti‘ne saldırdı. Yemek Sepeti, “Kaçmalıyız!” dedi ve yeniden havalandı. Gökyüzü, artık bir yemek festivaline dönmüştü, ama yengeç peşlerini bırakmıyordu. Yemek, “Market, bize yardım et!” diye bağırdı. Market’in sesi, “Kaşığı gökyüzünün kalbine götürün. Orada her şey bitecek!” dedi.
Gökyüzünün kalbi, bulutların ötesinde, yıldızların arasında parlayan bir noktaydı. Yemek Sepeti, tüm gücünü topladı ve oraya doğru uçtu. Yengeç, arkalarından geliyordu. Yemek, yapraklarını sıkıca kapattı ve “Hadi, yapabiliriz!” dedi. Yemek Sepeti, yıldızların arasına daldığında, kaşık parlamaya başladı. Aniden, bir ışık patlaması oldu. Yengeç, ışığın içinde kayboldu. Gökyüzü sakinleşti. Yemek ve Yemek Sepeti, kendilerini yeniden Market’in raflarında buldu.
Yemek, “Bu gerçek miydi?” diye sordu, hâlâ şaşkındı. Yemek Sepeti, “Gerçek ya da değil, harika bir maceraydı,” dedi. Market, gülerek, “Siz ikiniz, gökyüzünün lezzetlerini kurtardınız. Artık burası daha da özel bir yer olacak,” dedi. Yemek, yapraklarını düzeltti ve “Bir sonraki macerada ne olacak?” diye sordu. Yemek Sepeti, “Kim bilir? Ama hazır ol, çünkü biz bir takımız!” dedi.
O günden sonra, Market’in raflarında her zaman bir sır saklıydı. Yemek ve Yemek Sepeti, sıradan bir tabak ve hasır sepet gibi görünse de, gökyüzünde yaşadıkları macera, onların ne kadar özel olduğunu kanıtlamıştı. Ve kim bilir, belki bir gün başka bir kapı açılır, başka bir macera onları çağırırdı.
